12 Ağustos 2015 Çarşamba

ufak bir şey anlattım

Bloğumdaki ilk yazımı okudum. İtiraf ediyorum, o kitap da okumaya başlayıp devam edemediğim kitaplar arasına katıldı. Bu durum küçükken aile üyeleri tarafından "kitapkurdu" diye tanımlandığım zamanlarda okuduğum bir kitaba nasıl bağlandığımı, bir kitapla vakit geçirmekten nasıl zevk aldığımı, her yeni kitapta duyduğum o kaşif merakını hatırladıkça beni çok üzüyor. Yani ben, okuduğu kitabıyla sofraya oturan, her yere kitabını götüren ve hatta başucunda, yastığının yanında kitabıyla uyuyan ben şimdi başladığım kitapların çoğuna devam edemiyor, odaklanmakta zorluk çekiyorum. Uzun bir zamandır kendime yeni özellikler katmaya çalışırken özümdeki karakteri kaybettim gibi görünüyor. Eski Jihoo'nun en güzel özelliklerini yeniden kazanmak istiyorum, artık kaybettiğime göre o özelliklere ancak kazanarak ulaşabilirim gibi görünüyor.

Yine bir kitabın ortalarındayken başka bir kitaba başladım: Nevrozlar ve İnsan Gelişimi- Kendini Gerçekleştirme Mücadelesi. Nevroz hastasıyım, gibisinden net bir sonuca varabilecek durumda değilim ama kendimde gözlemlediğim şeyleri kitabın içindeki nevroz anlatımında buldum. Önceki hallerime kıyasla daha iyi bir durumda olduğumu düşünüyorum açıkçası fakat hala bir labirentteyim. İnsanın kendi içindeki labirentten çıkması mümkün mü bilmiyorum, pek de sanmıyorum. Sonuçta bizler için dünyadaki bütün bilgilere ulaşmak ütopik bir çaba. Sylvia Plath şu sözleriyle içimi kemirip duran fakat dile getirmekten kaçındığım sıkıcı bir konuyu aktarmayı başarmış:
 I can never read all the book I want; 
I can never be all the people I want and live all the lives I want.
I can never train myself in all the skills I want.
And why do I want?
I want to live and feel all the shades, tones and variations of 
mental and physical experience possible in life.
 And I am horribly limited.

Fakat şunu biliyorum; ne olursa olsun, ne kadar kısıtlı olursak olalım bizler, uğraşmalıyız. İşte aradığım da bu çabalama, çalışma, harekete geçme... sadece bir şeyler yapma arzumu arıyorum. 
Solmuş tutkuma bakınıyorum; kapılıp gitmek için değil yolumda arkadan itici bir güç olması için. :) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder