1 Aralık 2015 Salı

bir derdim var

Feministlik erkek düşmanlığı ya da bir şeyi protesto etmek için soyunmak demek değil.
Feministlik, kadınların da erkekler kadar birey sayılması, değer görmesi, ikinci plana atılmasını önlemek, ciddiye alınmak için mücadele etmektir.
Kadınların ciddiye alınmasını istiyorum.
Daha şimdiden saçma sapan kadın-erkek meselelerinden gereksiz tartışmalardan bıktım ve yoruldum ama vazgeçmemem gerek. Biliyorum, pes etmemeliyim. İnsanlar her ne kadar anlamamakta ısrar etse de kendimi unutmamalı, kendi inançlarım ve değerlerim için yürümeye devam etmeliyim.
KENDİ inançlarım ve değerlerim!
Toplumun değil! Bu toplumun bize dayattıkları değil, küçüklüğümüzden beri. Haraketlerimizi istemsiz bir şekilde etkileyen bu kafamıza yerleştirilmiş yargılar değil. Bunu istemiyorum.
Şu zamana kadar kendimi anlatamadığımı fark ettim ve yeteri kadar uğraşmamıştım, bazen susmayı tercih etmiştim.
Buna dur demeliyim çünkü her susuş içimde rahatsız edici bir şeylerin birikmesine neden oluyor. En belirgini ise öfke.
Susar ve mücadele etmezsem istemediğim biri olacağım.
Erkek olmadığım için bir takım kalıplara, duvarlara, kurallara sıkıştırılmak zorunda değilim, bunu anlayın.
Bir karar var.
Kendimi riske atmaya karar vermek...
Geri çekildiğim sürece daha fazla üzerime gelincek.
Kız bebekle erkek arabayla oynar.
Kız başarılı olursa çalışkandır, erkek zeki.
Erkekler hareketli olur, kızlar sakin,uslu.
Erkek dağınık olur, kız düzenli.
Bu ve buna benzer sayması güç derecede çok boktan yargı ve dayatma var.
A, boktan demişken kızın ağzına küfür yakışmaz, kız küfür etmesin aman ne ayıp, erkek yapar. Erkek her şeyi yapar zaten.
Yok kız kısmı bi saatten sonra dışarı çıkmaz, yok erkek adam şimdi yapsın evlilikten önce halletsin.
Bizler bile kendimizi küçük görüyor, geri çekiyor, edilgen kalıyoruz. Bizler kendimizi toplumun gözlerinden görmeye zorlanıyoruz.
Erkeklerin bizim hakkımızda bilmediği daha bi ton şey var.
Ama bizler de kendimiz hakkında az şey biliyoruz, haklarımızın bile farkında değiliz.
Kontrol erkeklerdedir, yok erkekler azgın olur, kadınlar daha sakindir, erkekler kadar aktif değildir cinsel olarak da. Böyle bir şey yok. Bu kadından erkeğe değil, kişiden kişiye değişen bir durum.
Hadi erkekler bilmiyor ama ülkemizin kadınları da kendi cinselliklerinden bir haberler.
Ulan bi de neden şunu anlamıyorsunuz? Yani neden cinselliği bu kadar abartıyorsunuz. Tamam, evet, cinsellik bir ihtiyaçtır, doğal bir şeydir, evet hayatımıza da etkisi var ama neden bu kadar abartılıyor. Sanki insan tümüyle cinsel içerikli. Ama her şey bu kadar cinselliğe bağlanmak zorunda değilki. Ulan ben konuşurken sadece bir insan, bir birey, jihoo olarak konuşamaz mıyım? Nasıl anlatayım? Demek istediğim iki dk oturup cinselliği bir kenara koyup konuşmak mümkün değil mi? Cinsellik konuşurken bile cinselliği bir kenara bırakabilirsiniz. Bu olabilecek, normal bişi bunun bi farkına varın.
Yoruluyorum. İnsanlar, bu toplum, bu dünya beni yoruyor.
Ama şunu istiyorum; Sylvia Plath, Virginia Woolf, Marilyn Monroe, Pamela Spence gibi etkilendiğim, sevdiğim, anladığım kadınlarımı içime alıp biriktirip yürümek istiyorum.
Ve şu da var hayatında sağlam duruş sergileyen, güçlü, baskın karakterli kadınların da kadınlıklarının zayıf görülmesini, zayıflatılmasını anlamıyorum.
Lütfen, genel olarak, sadece bu konuda da değil, zihinlerimizi bi açalım ve biraz geniş bakalım şu dünyaya, ha?!
Bunlar daha söyleyebileceklerimin sadece küçük bir kısmı; aklımdaki bütün o yığılmışlığın özeti gibi. Bu bile üzerimdeki ağırlığın bir kısmını aldı, rahatlattı.
A, bir de feministlik kadın hakları savunulurken kadınların yanında yer alan, destek veren erkekleri sırf erkek oldukları için susturmak da olmamalı.
Eşit olmalıyız. Eşitten kastım, herkesin aynı şekilde bir birey olarak sayılması. Sadece kadın-erkek durumunda da değil. Farklı ırktan insanlar arasında da.  Ama iş adalete gelince, adaletin eşitlikle değil, tarafsızlıkla sağlanması gerektiğini öğrendik de görüyoruz da.
Ya da belki mevcut durumlardan bazı pozitif ayrıcalıklar sağlanmak zorunda kalınabilir günlük hayatta. Hem cinsiyet hem de ırk konusunda. Ama bu ayrıcalıklar, toplumdaki eşitlik düzeyinin olması gerektiği şekilde sağlanmasına kadar ve daha beter ayrıcalık sağlanan kesimi toplumdan koparmayacak şekilde olmalı diye düşünüyorum.
Nerden başladım nereye geldim.
Bugün şunu da düşündüm. Kadınlara hani duygusal oldukları için yargılarında pek güvenilmez ya. Öte yandan bugün şunu da görüyorum; belki kadınlar duygularına kapılarak hareket ediyorlar ama erkeklerde dürtülerine kapılıp hareket ediyorlar.
Bunları buraya sıralamam gerekiyordu. Anlatmaya bir yerden başlamam gerekiyordu, konuşmaya. Umarım iyi bir şekilde devamını getirebilirim.



"Demo koko ga boku no ibasho naraba mitasanai kara"    - Abnormalize (Ling Toshite Shigure)

Yani, "Ama eğer burası ait olduğum yerse benim için yeterli değil."


bunları anlatmaktan aciz anne babalar
gerçeklerden uzak düşmüş tüm kanunlar
"evet" demeye alışmış kadınlar



6 yorum:

  1. Dediklerine katılıyorum.
    Ben ne kadın ne erkegim cinsiyet değil bir insanım. Toplumumuz ise cinsiyet kafasında.
    Değişmek zor ama tavırlarımızı sen ben koyarak çoğalır değişiriz.
    Her zaman bu konuda tepkimi ortaya koymuş ailemdende insan olarak değer görmüşümdür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani evet, ben de ailemden önce insan olarak değer gördüm, birçok konuda teşvik de göstermişlerdir ama ne kadar çağdaş aile yapısı sağlanmış olsa da bizim ülkede hala kurtulamadığımız kalıp yargılar var. Kendimizi çağdaş olarak tanımlayıp farkında olmadan yaptığımız, farkında olmadan beraber yaşadığımız gericiliklerimiz de var. O yüzden istiyorumki etrafımızda bu kalıp yargılarla yaşamayalım, eleştiriye açık olalım hatta önce davranıp kendimizi eleştirebilelim ve açık görüşlü olalım. Çoğu zaman öyle olduğumuzu söylememize rağmen kendi değerlerimize takılıp kalıyoruz hatta değerlerimize takıntılı hale geliyoruz. Sadece kendi doğrularımızı görür oluyoruz.

      Sil
  2. Yazının büyük bir çoğunluğuna katılıyorum, aslında benim katılıp katılmamam pek bir şey ifade etmiyor. Kadınların katılması gerekiyor. Ancak bazı pozitif ayrımcılık sağlanmasının kimden istendiğini anlamadım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim şöyle bi beklentim ve düşüncem var aslında. Yukarıda bütün aklıma gelenleri birden yığınca düşüncemi toparlayamamışım. Bu ayrıcalık konusuna da takmamın sebebi kadınların "günlük yaşamda onlara tanınan ayrıcalıkların onların topluma daha rahat bir şekilde katılmalarını değil de aksine toplumdan uzaklaşmalarına neden olduğu" düşüncesi; erkeklerde ise "iş hayatında kadınlara tanınan bazı ayrıcalıkları fazla bulmaları". Ben de burdan yola çıkarak şöyle bi düşünceye vardım. Gelişmekte olan bir ülke toplumu içindeki azınlık ya da desteğe ihtiyacı olan gruba ayrıcalık tanır ve gelişmiş bir ülkede artık buna ihtiyaç duyulmamalı. Biz gelişmiş bir ülke gibi davranan ve senelerce gelişme aşamasında bulunan şimdiyse bana geriliyormuşuz gibi gelen bir ülkeyiz. Yani pozitif ayrıcalık tabiki devlet tarafından sağlanmalı, etkili bir şekilde başka nerden sağlanır bilmiyorum ama gerekli düzeyde ve mantıklı bir şekilde olmalı bence. Umarım açıklayabilmişimdir.

      Sil
    2. Devletten istemek, hatta istemek de sanki biraz ironik. 'Padişahım sen de insansın ben de' demek gibi bir şey. -Tiz vurun kellesini :D

      Sil
    3. :S :D Yani ben bunları mecburen kafamda bi ütopik ülke yapısı oluşturarak ileri sürebiliyorum hani senin de yazdığın gibi istemek de ironik oluyo. Gerçekçi bir şekilde şimdiki şu yapıya bakarak benim bişileri isteme gibi bi durumum bile yok. :/ yani

      Sil