25 Şubat 2017 Cumartesi

rosemary'nin bebeğini izlerken

Ürkütücü şirin bir müzik, bir ninni aslında.,
Pembe parıltılı yazılar, filmin konusuna zıt.
   Filmin konusuyla çelişkili bir görünüm. Çelişkiler insan psikolojisinde gerginlik yaratır.



Filmin kendi türüne bir gönderme mi acaba?

Terry'nin intiharından sonra gayet mutlu göründüğünden bahsediyorlardı. Terry depresyonda mıydı bilmiyoruz. Büyük ihtimal içinde bulunduğu apartmandaki manyaklar yüzünden intihar etti ama şuraya şöyle bir bilgi koyayım: Depresyondaki kişilerin intihar etme ihtimallerinin en yüksek olduğu zaman, enerjilerinin yüksek olduğu ve mutluluklarıyla herkesi şaşırttıkları zamandır. Bu sebeple intiharları herkesi dumura uğratır. Tam iyileşme belirtileri gösterirken durumun bu şekilde sonuçlanması psikolog ya da psikiyatrlarını da olumsuz etkiler. 

Yatakta uyuyamazken Rosemary çocukluğunu hatırlıyor - Katolik okulundayken sanırım - yaptığı bir şeyden dolayı suçluluk hissediyor. Apartmandan gelen sesler ve Terry'nin intiharı bir şekilde bu hatırasını anımsatıyor gibi, ilişkilendirdiği bir anlam olmalı.

Minnie'nin hem kendisi dalıyor hem de sonrasında arkadaşıyla beraber dalıyorlar Rosemary'nin evine. İnsanların meraklı bir şekilde - özellikle de yeterli yakınlıkta olmayanların - kendilerinin olmayan evleri hunharca incelemeleri bana aşırı rahatsız edici gelir. Karşılarına çıkan her eşyaya saldırmaya hazır dolanıp her odanın mahremiyetini bozarlar. 
Merak hepimizde var evet ama özele saygı gösterilmeli. Ben yalnızca gözlerime hakim olamıyorum. Etrafta geziniyorlar ve her ayrıntıyı yakalamaya çalışıyorlar. Üzgünüm, fakat en azından yalnızca gözlerim bunu yapan. : /
Başkalarının özeline yayılan insanlar...

Yemeğin içinde bir madde olmalı.
   Guy apartmandakilerle anlaşma içinde olabilir. Rosemary maddenin etkisiyle her şeyi karışık yaşıyor. Bilinçaltında yatanlarla, geçmişte işitip yaşadıkları ve o anda olanlar.

Şu kabul edilmeli ayrıca; sarhoşken yapılan seks tecavüze girer. Sonuçta bilinci yerinde değil ve dolayısıyla isteyip istemediği hakkında gerçek bir karara varamaz insan.
   Bına Kevin Hakkında Konuşmalıyız'da da rastlamıştım ki o filmde kadının kendi çocuğuna karşı sevgi hissedememesinin en temel nedeni de budur diye düşünüyorum. 
   Katıldığım bir seminerde bu noktadan bahsedilmemişti ama bence anne çocuk arasındaki sorunların başlangıcı buydu.

Bu şirin ve huzur barındıran müzik filme değil, Rosemary'ye hitap ediyor.

En sonunda Rosemary de intihar edecek mi?

Acaba Guy komşusu - Roman - sayesinde mi işinde ilerledi?
Minnie de otlarını yemeklere katıp Rosemary'ye yutturmaya devam ediyor.
Komşuların ayarladığı doktor Rosemary bilgilenmesin diye mi uğraşıyor ne? Kitap okumak yok falan. Yalnızca benimle konuş, diyor. Peh!


Giyinenfilmler blogundan okuduğuma göre filmde geçen Tannis kökü şaytanın en sevdiği şeylerden biri olmakla beraber tamamen Ira Levin'in - kitabın yazarı - hayalgücünün ürünüymüş, Cthulhu tarikatının Lovecraft'ın ürünü olması gibi. 
   Kitapların hayalgücü için sağladığı sınırsız ortam ve imkan, öyle görünüyor ki zayıf zihinler tarafından gerçek kabul edilip yaşama geçiriliyor.

Hucth'ın eldiveninin tekini Guy mı aldı?

Hucth Rosemary'yi dışarı çıkarmaya çalışıyor, bunu engellemek için ya kocasının ya da apartman 'sakinlerinin' bir şeyler yaptığını düşünüyorum.

Rosemary çocuksu oluyor bazen; konuşma şekliyle ya da mimikleriyle. Fakat bir şeylerin yanlış olduğunu anlayacak kadar akıllı neyseki.

Çocuğu öldürmeye mi çalışıyorlar aslında? Hayır.

''All of Them Withces''

Hucth Rosemary'nin gerçeği öğrenmesi için kitap yolluyor.

Öğrendiği gerçeklere rağmen suçluluk uyandırarak Rosemary'nin istedikleri gibi davranması için uğraşıyorlar.

Düşündüğüm gibi aktöre de Hucth'a da büyü yapmışlar.

Kaç Rosemary Kaç!!!

Dr. Hill'in bu kadar çabuk ikna olması beni korkutuyor.

En kokunç şeylerden birini yaşıyor Rosemary.
Aşırı ısrarcı ve içten pazarlıklı kişiler karşısında Rosemary'nin durumunu yaşarım hep. 
   Dershanedeki bazı hocalar bana yaşatmıştı, sıkıştırılmışlık hissini. Berbat bir durum. Bu yüzden kıt anlayıştan ve kapalı zihinlerden nefret eder hatta korkarım. Bu da topluluklarda, örgütlerde, cemaatlerde, sürülerde - insan sürülerimizde -... vb her şeyde karşılaşılması yüksek ihtimale sahip bir durumdur. Hatta kesin de konuşabilirim; hepsinde de vardır. İğrenç, mide bulandıran bir özellik bu. İşte bu yüzden yalnız olmayı tercih ediyorum, ayrı durmayı. Ne bu iğrençliğin içinde olmak ne de bana hissettirileni başkasına hissettirmek istiyorum. Tüm deneyimlerimden sonra herhangi bir gruba ait olursan artık kendime saygısızlık ederim. Gözlemlerim, dinlerim ama onlardan biri olmaya niyetim yok. Yanlarında bulunsam bile beynim oraya uymaz. Serbest bir zihne sahibim. İplerimin sayısı her geçen gün yanlışların keşfiyle kopar. 
   Bu kadar sert ve nefret dolu yazmak istemezdim ama bana hissettirilenleri ve yaşatılanları hala kabul edemiyorum.
   Böyle insanlar size saygı duymaz, haklarınızı saymaz, sizin varlığınızı tümden yok sayar ve sizi yalnızca kendi yararına kullanılacak bir araç, bir nesne olarak görüp bu şekilde muamele eder! Uzaklaşın bu tür insanlardan.

Sonu iyice manyaklaşıyor filmin.

Guy'a bir tokat at diyecektim ki tükürdü. Daha iyi!

Şu filmde bile çekik gözlü fotoğraf çekiyor yahu. :D

4 yorum:

  1. Hikaye tadında bir film eleştiri yazısı olmuş. Filmi daha önce izlemediğim halde sen anlattıkça gözümde canlandı sahneler :))

    İnsanlardan kopmak. Sanırım şu aralar en çok ihtiyacım olan şey ama o kadar sıkı bağlamışım ki kendimi, bağları çözmek ya da en azından gevşetmek bile zaman alacak gibi. Yalnızlığa olan tutkum sanırım bu sene oluştu, insanların anlaşılmaz tavırları ve bu tavırlarını açıklamaya bile girişmemeleri, yapmacık sevgi gösterileri... Her halükarda toplumun bir parçası olunuyor ama illaki içli dışlı olmak gerekmiyor değil mi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevindim. :)
      Yalnızlık hepimizin ihtiyacı olan bir şey aslında; ara ara kendimize kaçıp sadece kendimizle vakit geçirmeliyiz bence. Belki hiç bir şey yapmadan öylece uzanmalı ve düşüncelerimizi akışa bırakmalıyız. Toplumun korkusu olmuş ama yalnız kalmak.
      Kesinlikle katılıyorum sana. Bu konu bana hep Cyrano'da geçen bir diyaloğu hatırlatır. 'İstemem Eksik OLsun' tiradından sonra Le Bret Cyrano'ya 'Fakat her şeye rağmen hiç olur mu bu? Bilmem nerden kapıldın hemen her gün her yerde düşman kazanmak illetine.' der ve Cyrano 'Baka baka sizdeki ahbap bereketine göre göre onlara nasıl güldüğünüzü nerden bulduğunuzu bu sahte güler yüzü! ' diye cevap verir. Devamı da var çok güzel fakat buraya fazla uzun kaçar.
      İşte Cyrano'nun inleyen sözleri okudukça bana bir rahatlık verir. Fazla siyah beyaz bakar belki fazla sert çıkışır ve böyle bir özellik hayatta ilerlemene de engel olur ama bir duruş vardır; her dönem özlemi çekilen, benim kaybettiğim ama hala umudumun olduğu. :)
      Derde bağladım yine. :/ :D :D

      Sil
    2. Yalnızlıktan kaçtıkça depresyona düşüyor insan aslında.

      Cyrano'yı ilk defa duyuyorum. Paylaştığın kısım ilginç geldi. Kütüphaneye uğramam gerekecek sanırım :D

      Dertler hiç bitmiyor maalesef. Onlar varken de gülmek için neden bulabiliyorsan sorun yoktur :))

      Sil
    3. Doğru söylüyorsun. Bir solukluk yalnızlık o yüzden, dinlenmek için; benim ihtiyacım olan yani. :)
      :D
      Lise son senede edebiyat hocam 'her şeye rağmen' derdi. Nasıl her şeye rağmen olabilir ki derdim. Sonradan kendi kendime 'her şeye rağmen' derken buldum kendimi. Bir söz arıyordum kendim için hem gerçekçi hem motive eden o zaman ağzımdan çıkıverdi: Her şeye rağmen. :)

      Sil